<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Enfiye.com</title>
	<atom:link href="http://www.enfiye.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.enfiye.com</link>
	<description>Sinüs açıcı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 18 Feb 2012 01:21:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>Duran zamanda duramayan akıllara göndermeler</title>
		<link>http://www.enfiye.com/2011/01/17/duran-zamanda-duramayan-akillara-gondermeler.html</link>
		<comments>http://www.enfiye.com/2011/01/17/duran-zamanda-duramayan-akillara-gondermeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Jan 2011 05:27:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>enfiye.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hatırlanasıcalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enfiye.com/?p=24</guid>
		<description><![CDATA[İnsanın sermayesi bulunduğu andır diyordu bir adam. Haklıydı baştan sonra ama o an o kadar küçük bir zaman aralığı ki, insan varolduğuna sevinse mi kayıp gittiğine üzülse mi bilemiyor. Buna kafayı takıp gidersem 10 dakika öncesini düşünüp hüzünlenecek kıvama geliyorum. Gidiyor herşey, durmuyor, durdurulamıyor. Öyle bir sel ki bu kafa tutulamıyor. Zaman kaygısı ölümün geleceğinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsanın sermayesi bulunduğu andır diyordu bir adam. Haklıydı baştan sonra ama o an o kadar küçük bir zaman aralığı ki, insan varolduğuna sevinse mi kayıp gittiğine üzülse mi bilemiyor. Buna kafayı takıp gidersem 10 dakika öncesini düşünüp hüzünlenecek kıvama geliyorum. Gidiyor herşey, durmuyor, durdurulamıyor. Öyle bir sel ki bu kafa tutulamıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman kaygısı ölümün geleceğinden değil. Çünkü yaşlanıp ölmek garanti değil. Dolayısıyla ölüm korkusu değil yaşanan. Yarın ne olacağım derdi de değildir, geleceğe ait bir kaygı değildir. Her geçen saatin, günün bıraktığı izi görmekte değildir tam olarak. Üzen bitme hissidir. İnsanın kendisinin değil, 10 dk öncenin bitmesidir. 1 sene öncenin bitmesidir, 20 sene öncesinin bitmesidir. Hatırlamaktır üzücü olan, hatırlayabilmektir ve bazen o kadar uzak kaldığında yaşananlar hatırlayamamaktır. Önce detaylar kaybolmaya başlar hatıralarda. &#8220;Ne demiştim tam o anda&#8221;, &#8220;kim vardı yanımda&#8221;, &#8220;neredeydim tam olarak&#8221; soruları bir süre sonra &#8220;o tam nasıl olmuştu, hangi seneydi&#8221; gibi sorulara bırakmaya başlar kendini. O hayatında seni sen yapan, senin geçen zamanına anlam kattığını düşündüğün zaman dilimleri sana yar olmaz bir süre sonra. Bazen öyle paranoya yapar ki insanda bu durum, &#8220;ne yaşadın sen?&#8221; diye sorsalar hiç birşey hatırlayamacakmışız gibi gelir. Düşünsenize bir anda hiç birşeyi hatırlayamıyorsunuz. Ki &#8220;hatırlayamamak&#8221; en azından hatırlanacak birşey olduğunu flu da görünse hatırlamak demektir. &#8220;hatırlayamamak&#8221; bile elimizden kayıp gittiğinde insan &#8220;hatırlama endişesi&#8221;nden de kurtulmuş olur mu, hatırlamaya çalışacağı birşey olmadığından. Ya da o &#8220;an&#8221;a bir anda geçmişi olmadan ışınlanmış gibi hissedip daha çok panik yapmaz mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Herşeyi her an geride bırakıyoruz, yanımızda yazıları silikleşmeye mahkum bir hatıra defterimiz var sadece. Sürekli kaydedebildiğimiz kadarını kayıt ediyor kafamız yaşadıklarımızı bu deftere.  Bazen defteri açıyoruz, yıllar öncesine ait aslında çok ama çok sıradan bir hadiseyi hatırlıyoruz.: &#8220;İlkokula gittiğim dönemdi, çok çetin bir kışın ardından bahar gelsin diye beklemiştim. Sonra bir gün nisan yağmurları ile gelmişti bahar. İlk yağmurdan sonra sokağa çıkıp hafif güneşli havaya bakıp ne kadar sevinmiştim, bahar geldi diye&#8221;. Ve bu hatırayı özlemle anıyoruz, o anda tekrar orada olmak istiyoruz, o baharı beklemek, yağmurdan sonra sevinmek. Peki o anın geçtiği zamandan 10 gün sonra böyle hissediyor muyduk? 1 sene sonrasında böyle hissediyor muyduk? Muhtemelen &#8220;hayır&#8221; bu soruların cevabı. Ama 30 sene sonra şu anda birden bire akla gelince hissediyoruz iliklerimize kadar. Kritik soru gelsin o halde : 10 dk. önce gayet sıradan gelen bir şey yaptığında onu özleyebileceğini hiç düşündün mü? İşte benim didiklediğim durum bu.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan geçmişi özlerken aslında sadece yaptığı şeyi özlemiyor. Bazen sadece o anda içinden geçen bir hissi, o anda bulunduğu zamanın şartlarını özlüyor. O gün çok anlamsız gelen, o güne o ana ait bir detay daha sonra tamamen kaybolduğunda özlüyorsun hatırladıkça. Yani şu anda etrafımızda o kadar çok kabullendiğimiz, alıştığımız, alıştığımızın farkında olmadığımız o kadar çok detay var ki. Bir zamanlar televizyon denilince siyah-beyaz televizyonlar ve açılma kapanma saatleri olan tek bir TRT kanalı gelirdi. Yaşınız müsaitse düşünün o zamanları, şimdi hafiften bir iç gıcıklığı duymuyor musunuz? Yok artık siyah beyaz televizyon ve tek TRT kanalı. İşte o dönemde hatırladığınız o televizyonu izlediğiniz ve hatırladığınız herhangi bir an bir &#8220;hatıra&#8221; değil mi hepimiz için. Önemli değil mi? O dönem başka türlüsünü olmasını bile aklımız almadığı için normal geliyordu. Şimdi bize normal gelen o kadar detay var ki hayatlarımızda. Bu detayları belki bir gün hatırlayıp &#8220;keşke daha çok..&#8221;, &#8220;keşke yeteri kadar..&#8221;, &#8220;keşke bir kere daha..&#8221; diye başlayan cümleler kuracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın tek sermayesi bulunduğu andır diyordu bir adam. Bu sözü eksik bulup tamamlayan adamı hiç unutamıyorum : &#8220;yaşanılan an sermaye, hatıralar harcadıklarımız ve kazandıklarımız, gelecek ise ne kadar sermayemiz olursa olsun, istediğimiz kadar harcasak da, kazandıklarımızın aynısını alamayacağımızı anlamaktır.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enfiye.com/2011/01/17/duran-zamanda-duramayan-akillara-gondermeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çalışmanın dayanılmaz hafifliği</title>
		<link>http://www.enfiye.com/2010/06/23/calismanin-dayanilmaz-hafifligi.html</link>
		<comments>http://www.enfiye.com/2010/06/23/calismanin-dayanilmaz-hafifligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 22:46:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>enfiye.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üfürmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enfiye.com/?p=13</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;İşleyen demir ışıldar&#8221; demişler ya sözün özü doğru aslında. İşlemek lazım! Ataların sözünü neden şeksiz şüphesiz kabul ederiz konusuna girmeden başka bir yöne sapıp &#8220;işleme&#8221;nin hüviyeti konusunu bir kurcalamak istedi cancağızım. Varsaydım ki, atanın sözü doğrudur. Doğruluğunu tespit için pozitif-pozitif bilimsellik akan laboratuvar ortamları hazırlayabilirsiniz, tecrübe edip sonuçları da yayınlarsınız. Sonra bilim namına işin nasıl, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">&#8220;İşleyen demir ışıldar&#8221; demişler ya sözün özü doğru aslında. İşlemek lazım!</p>
<p style="text-align: justify;">Ataların sözünü neden şeksiz şüphesiz kabul ederiz konusuna girmeden başka bir yöne sapıp &#8220;işleme&#8221;nin hüviyeti konusunu bir kurcalamak istedi cancağızım. Varsaydım ki, atanın sözü doğrudur. Doğruluğunu tespit için pozitif-pozitif bilimsellik akan laboratuvar ortamları hazırlayabilirsiniz, tecrübe edip sonuçları da yayınlarsınız. Sonra bilim namına işin nasıl, neden sorularına bakmadan gözlemlerinizi aktarıp, ahkamlar kesersiniz. Ama mevzuya buradan girersek münakaşa uzar, asıl kurcalamam gereken yeri kurcalayamam. Bu nedenle varsaydım sözün sahibi atanın tespiti kat&#8217;i surette doğrudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi gelelim o halde bu işlemek nedir? İnsan için düşünüp işlemek fiili nasıl tabir edebilirim. Bir kabın içerisinde kabın şeklini almış olan algılarım hemen &#8220;çalışmak&#8221; diye buyuruyor inceden. <em>İşlemek</em>, <em>iş yapmaktan</em> ve-l hasıl <em>çalışmak</em> a ulaşıyorum kısa yollardan. İşte burada bir çoğunuzda film kopuverir: &#8220;Buradan nereye varacaksın yahu, çalışmak işte. Gayet açık ve net.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Çalışmak</em> bana o kadar net ve bariz gelmediğinden kurcalayacağım biraz daha. Çalışmak denilince gene algı boşluklarına düşüverir insan genelde. Okula giden bir çocuğa sorarsanız çalışmanın ne demek olduğunu alacağınız cevap okul hayatına dair (ders çalışmak tadında) birşey olur. &#8220;Sanat sanat içindir, cüzdanla ilgili birşey değildir&#8221; diyebilen bir piyanist mesela piyano başında geçirdiği zamana çalışmak diyebilir. Ama insanların geneli (ezcümle, para kazanmak için mesai harcayan ve nüfusların çoğunluğunu oluşturan insan evlatları) ise işi ile ilgili (işyerinde çalışmak) gibi bir mana hayal ederler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-13"></span>Eğer insanların geneli doğrunun ne olduğunu belirliyorsa (yani kafası biraz farklı çalışan insana deli diyebiliyorsak), normal=ortalama ise çalışmak hep nihayetinde menfaat ya da özellikle para tarzı bir maddiyat beklenen faaliyet oluyor demektir. Kısadan gidersek, çalışmak para kazanmak üzere bir çaba harcamak demek gibi algılanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Deşmek istediğim noktaya vardım sanırım, bundan sonrası biraz daha bayır aşağı. Şimdi suallerimden ilki (elbette kendime soruyorum) bir iş sahibi olmak, para kazanmak insanın fıtratının, ömrünün ve ne kadar olduğu belli olmayan zamanının asıl amacı mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Soruya demagojik bir yanıt buldum bile, maksat statükoyu korumak olsun : İnsan fıtrat olarak yeme, içmeye, barınma vb. gibi ihtiyaçlara fiziksel olarak bağımlı olduğuna göre ve bu ihtiyaçları karşılamak için ille de şu devirde para kazanmak durumunda olduğuna göre çalışmanın öz hakiki tanımı genel olarak para kazanmak için çaba göstermek olabilir. Zira bu çaba, insanın yaratılışının temelindeki temel ihtiyacı gidermeye matuftur. Dolayısıyla para kazanmak fıtratın bir gereğidir. Dolayısıyla bu manada bir çalışmak öyle kurcalanıp hor görülebilecek bir mefhum olamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıdaki savunma birçoğunu kandırabilir ama beni değil. Gerçekler arasına serpilmiş &#8220;kabuller&#8221; ve bu kabuller üzerinden yapılan çıkarımlar beni en gıcık eden ifadelerdir. İnsanın fiziksel ihtiyaçları doğaldır ve gerçektir. Bu ihtiyaçların minimum miktarı konusunda tartışabilecek olsam da bu gerçekleri elbette kabul ederim. Ama bu fiziksel ihtiyaçları gidermek için insanın tüm zamanını harcaması, ömrünü bu uğurda feda etmesi makul değildir. Bir hayvan için ömrü boyunca tek dert bu fiziksel ve içgüdüsel ihtiyaçların teminidir. Ama insan gibi düşündüğü, şuur sahibi olduğu iddia edilen varlık hayatının çoğunluğunu bunun için harcamamalıdır. Günün sonunda &#8220;bir insan olarak ne yaptın&#8221; diye sorduğumda &#8220;bugün de karnımı doyurmak için kastım&#8221; demek ile hayvanların otlanması, avlanması arasında çok ciddi bir fark yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada eleştirdiğim konu &#8220;hayatının çoğunu para kazanmak, kendisinin ve ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak <strong>zorunda</strong> olan&#8221; insanlar değil elbette. Mesele bu <strong>&#8220;zorunluluk&#8221;</strong>un olması gerektiğini düşünmek. Yoksa zorunluluğun varlığını inkar etmek değil. Algı, kavram ve kabullerin kendisine taş atıyorum, aklına ekonomik kriz filan gelen boşuna okumasın. Yanlış kulvarlarda düşünüyor meseleyi çünkü.</p>
<p style="text-align: justify;">Biraz daha derine gidelim. Dünya üzerindeki ortalama insana (normal deniyor ya bu adama) bir bakalım. Ömrünü nasıl harcıyor görelim. Bu normal insan eğitim-öğretim denilen hadisenin nihayetinde &#8220;üniversite mezunu olup bir işe girmek&#8221; hedefi ile okula gitmiş ya da gönderilmiş ise, eğitim-öğretim yerine &#8220;ezberletim&#8221; metodu ile sınıflarını takdir, teşekkürler eşliğinde geçip bir üniversitede &#8220;normal şartlar altında&#8221;, &#8220;ideal şartlarda&#8221; ve &#8220;sürtünmesiz kabul edilen&#8221; yüzeyler üzerinde tahsili &#8220;bir meslek öğreniyorum, yihuu&#8221; şeklinde tamamlamış ise bu kişi sonunda bir işe girip çalışmak uğruna senelerini vermiş demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu normal insan eğer günde 8 saat uyuyorsa, günlük 2 saat yemek-içmek gibi mevzulara harcıyorsa, ömrünün %42 sini zaten bu mecburi fiziksel gereksinimlere ayırıyor demektir. Bu insan çok iyimser bir tahmin ile günde 8 saat bir para kazanmak için çalışıyorsa, 1 saat de işe gitmek/gelmek için harcıyor ise fiziksel ihtiyaçlarını temin için harcadığı süre toplamda 19 saat yani yaklaşık gününün %80 i eder. Hele işe gidip gelmenin dert olduğu, insanların neredeyse gece uykularında çalıştırılmaya çalışıldığı yerlerde ise bu para kazanmaya harcanan süre 9 saatten çok rahat 11 saate çıkabilir. Bu da toplamda insana günde 3 saat yani gününün %8 i kadar boş zamanın kaldığını gösterir. Gene iyimser olup haftasonu hiç çalışmadığını varsayarsak en iyi ihtimalle bu ortalama adama ömründe her gününün sadece ortalama 4 te 1 i kalır. İyimser hesaplar yapmazsanız durumun daha da vahim olduğunu görürsünüz.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsana dayatılan yaşama şekli aşağı yukarı üstteki gibidir. İnsanın normal, iyi-kötü gibi sınıflandırdığı birçok konu aslında bir kabulden başka birşey değildir. Balık içinde bulunduğu suyun, insan teneffüs ettiği havanın çoğu kez farkında olmaz. Bu nedenle varolan bir düzen çoğunluk tarafından bir şekilde kabullenilirse, bu düzen hava almak kadar doğal hale gelir bir süre sonra. Ve bu düzeni eleştirene de normal değilsin derler.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayetinde maddi menfaat elde edilen çalışmaların hepsini aynı kefeye koyup tartmak da doğru bir yaklaşım olmaz. Çünkü bazı meslekler toplumun bizatihi faydasınadır. Çalışan sadece maddi menfaat düşünüyor, fiziksel ihtiyaçlarını temin için mesai harcıyor olsa bile yaptığı çalışma toplumun faydasına olabilir. Ve bu faydayı beraberinde sağlamak amacı ile çalışan biri elbette çalışmasını daha anlamlı hale getirmiş sayılabilir. Ama öyle meslekler de vardır ki amacı sadece iş sahibine daha çok para kazandırmak, kâr ettirmek ve bu kârın küçük bir yüzdesini de kendi cebine indirmekle meşgul olmaktır. İş veren &#8220;bakın topluma ne kadar faydalıyız&#8221; ayağına hem toplumun geneline hem de çalıştırdığı insanlara mesaj verip durur bu tip mesleklerde. Tamamen ilerideki muhtemel kârlarını düşünerek toplumun hoşuna gidecek konulara (bknz: burs vermek, vakıflara bağışta bulunmak, vb.) para harcar (bknz: reklamın gücü). Ama genel olarak kaz gelmesini beklemediği yere tavuk göndermez.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte yarım yamalak sorguladığım tüm bu <em>ücreti mukabilinde çalışma </em>faaliyetlerine, bu faaliyetlerin insan hayatında aldığı zamana ve yazdığım-ima ettiğim diğer noktalara bakarak şunu söyleyeceğim : Ücreti mukabilinde insan hayatının büyük kısmını ipotek altına alması ve fiziksel ihtiyaçlarını bu ipotek ettirdiği zamana bağlaması istatistiksel olarak normal kabul edilen adama dayatılmış bir kabulden başka birşey değildir. Bu anlamda çok çalışmak; eğer insan kendi hayatının amacını diğer insanlara icra ettiği meslek kanalı ile faydalı olmak şeklinde belirlememiş ise, övünülecek ve teşvik edilecek bir durum olmamalıdır. Aksine hile hurdaya başvurmadan az çalışarak minimum ihtiyaçlarını temin edebilen, bunu bilinçli olarak ve tembellik saiki olmadan yapabilen insan daha çok övgüye layık demektir. Çünkü insan, hayvandan kendini ayırabilecekse fiziksel ihtiyaçların teminini amaç edinme faslını geride bırakıp ömrünü kendi belirlediği amaç doğrultusunda kullanmalı, en azından bu şekilde kullanmaya çalışmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşleyen -yani çalışan- demir ışıldar ama bu çalışma bir iş yerinde çalışmaya teşvik değildir esasen. İnsanın tembellikten ve boş boş durmaktan ve herhangi bir anlamı olmayan şekilde zamanını harcamasından uzak durmasına aksine belki her an çalışmaya, çaba göstermeye değecek birşey üzerinde çalışmaya teşvik olmalıdır. Sırf başkasının cebini doldurmak için kendi heba etmek şayan-ı takdir bir netice değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çalışmak, aksiyon içinde olmak, düşünsel ya da fiziksel bir mana atfedilebilecek bir faaliyet içinde olmak gerekir. İnsan fıtratı ve insanın sahip olduğu teçhizat sadece fiziksel ihtiyaca bina edilen bir çalışma amacını hayatının amacı imiş gibi belirlememelidir. Akif de çalış der ama nasıl bir çalışmadan bahseder acaba?</p>
<p style="text-align: justify;">“Leyse li’l-insâni illâ mâ seâ” derken Hudâ;<br />
Anlamam hiç meskenetten sen ne beklersin daha?<br />
Davran artık kârbânın arkasından durma, koş!<br />
Mahvolursun bir dakîkan geçse hattâ böyle boş.<br />
Menzil almışlar da yorgun, belki senden bîmecâl!<br />
Belki yok, elbette öyle! Sen ne etmiştin hayâl?<br />
Şöyle gözden geçse bir hilkat temâşâ-hânesi:<br />
Çıkmıyor bir zerre fa’âliyyetin bîgânesi.<br />
Âsumânî, hâkdânî cümle mevcûdât için<br />
Kurtuluş yok sa’y-i dâimden, terakkîden bugün.<br />
Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur!<br />
Bunların hakkında bilmem bir bahânen var mı? Dur!<br />
Mâsivâ birşey midir, boş durmuyor Hâlik bile:<br />
Bak tecellî eyliyor bin şe’n-i gûnâgûn ile.<br />
Ey, bütün dünya ve mâfihâ ayaktayken; yatan!<br />
Leş misin, davranmıyorsun? Bâri Allah’tan utan.</p>
<p style="text-align: justify;">Mehmet Akif Ersoy / Durmayalım!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enfiye.com/2010/06/23/calismanin-dayanilmaz-hafifligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efenim?</title>
		<link>http://www.enfiye.com/2010/06/17/efenim.html</link>
		<comments>http://www.enfiye.com/2010/06/17/efenim.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 21:02:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>enfiye.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genellemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enfiye.com/?p=1</guid>
		<description><![CDATA[Buraya hiç yazmadım, yazıyorum. Önceki cümlenin gizli öznesi bilmem kaçıncı çoğul şahıstır aslında. Özneler objektif bir değerlendirme yapamadığı için subjektif tekilliklere mahkumdur. Bu nedenle okuyan dil bilgisi perspektifinden cümledeki özneye tekillik atfediyor ister istemez. Zira dil bilgisi şekilcidir, devrik anlamları da sevmez, gizli öznelerin kişiliklerinin belirsizliklerini de. Edilgenlik her ne kadar gizli öznelere isyan da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>Buraya hiç yazmadım, yazıyorum.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Önceki cümlenin gizli öznesi bilmem kaçıncı çoğul şahıstır aslında. Özneler objektif bir değerlendirme yapamadığı için subjektif tekilliklere mahkumdur. Bu nedenle okuyan dil bilgisi perspektifinden cümledeki özneye tekillik atfediyor ister istemez. Zira dil bilgisi şekilcidir, devrik anlamları da sevmez, gizli öznelerin kişiliklerinin belirsizliklerini de.</p>
<p style="text-align: justify;">Edilgenlik her ne kadar gizli öznelere isyan da olsa, müpheme müracaatı ancak fiilin faili olmaktan kaçan tercih eder. Yazının kendisi müphem olamaz, eğer onu okuyan varsa. Zira yazmak muhataba yapılır ve muhatab yazıyı okuyandır. Muhatab belirli ise mektup denir ona. Mektup da &#8220;sana&#8221; yazılır, şu anki yazı ise dil bilgisinde zamiri olmayan eşhasa. Yazı, yazanı okuyana açıkça gösterir, okuma yazana direkt muhataplıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazı <em>edilgence</em> yazılmamalıdır o halde. &#8220;Sana&#8221; doğru da yazılmaz. Yazı, sahibinin fail olduğu açık bir fiildir. O aslında hep <em>ben</em> dir. Ama bu <em>ben</em> değildir ehemmiyet arzeden. Muhataba ne söylediğidir, muhatabın ne kadarını anlamadığıdır. Okuyan anlıyorum dese de okuduğuna değil, kendi <em>ben</em>&#8216;ine bakar genelde. Maalesef&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Buraya hiç <strong>yazılmadı</strong>, <strong>yazan </strong>benim&#8230;<br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enfiye.com/2010/06/17/efenim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

