“İşleyen demir ışıldar” demişler ya sözün özü doğru aslında. İşlemek lazım!

Ataların sözünü neden şeksiz şüphesiz kabul ederiz konusuna girmeden başka bir yöne sapıp “işleme”nin hüviyeti konusunu bir kurcalamak istedi cancağızım. Varsaydım ki, atanın sözü doğrudur. Doğruluğunu tespit için pozitif-pozitif bilimsellik akan laboratuvar ortamları hazırlayabilirsiniz, tecrübe edip sonuçları da yayınlarsınız. Sonra bilim namına işin nasıl, neden sorularına bakmadan gözlemlerinizi aktarıp, ahkamlar kesersiniz. Ama mevzuya buradan girersek münakaşa uzar, asıl kurcalamam gereken yeri kurcalayamam. Bu nedenle varsaydım sözün sahibi atanın tespiti kat’i surette doğrudur.

Şimdi gelelim o halde bu işlemek nedir? İnsan için düşünüp işlemek fiili nasıl tabir edebilirim. Bir kabın içerisinde kabın şeklini almış olan algılarım hemen “çalışmak” diye buyuruyor inceden. İşlemek, iş yapmaktan ve-l hasıl çalışmak a ulaşıyorum kısa yollardan. İşte burada bir çoğunuzda film kopuverir: “Buradan nereye varacaksın yahu, çalışmak işte. Gayet açık ve net.”

Çalışmak bana o kadar net ve bariz gelmediğinden kurcalayacağım biraz daha. Çalışmak denilince gene algı boşluklarına düşüverir insan genelde. Okula giden bir çocuğa sorarsanız çalışmanın ne demek olduğunu alacağınız cevap okul hayatına dair (ders çalışmak tadında) birşey olur. “Sanat sanat içindir, cüzdanla ilgili birşey değildir” diyebilen bir piyanist mesela piyano başında geçirdiği zamana çalışmak diyebilir. Ama insanların geneli (ezcümle, para kazanmak için mesai harcayan ve nüfusların çoğunluğunu oluşturan insan evlatları) ise işi ile ilgili (işyerinde çalışmak) gibi bir mana hayal ederler.

Read the rest of this entry »